Zanaatin Ritmini Tasarlamak Hyejin Song’un Jiro Projesi

Bazı filmler yalnızca izlenmez; incelenir. Her sahnesi, her detayı ve her ritmi yeniden keşfedilmeyi bekleyen bir araştırma alanına dönüşür. David Gelb’in 2011 yılında yayınlanan ve dünya gastronomi kültürünün en önemli belgesellerinden biri olarak kabul edilen Jiro Dreams of Sushi tam da böyle bir yapım. Film, Tokyo’daki küçük bir metro istasyonunun altında yer alan ve dünyanın en saygın suşi restoranlarından biri kabul edilen Sukiyabashi Jiro’nun sahibi Jiro Ono’nun çalışma disiplinini konu alıyor.

Hyejin Song: Jiro (Telif Hakkı © Hyejin Song, 2025)

Ancak grafik tasarımcı Hyejin Song’un dikkatini çeken şey restoranın şöhreti ya da hazırlanan yemekler değil. Onu etkileyen şey, mutfaktaki tekrarın ritmi ve bu ritmi mümkün kılan araçlar olmuş.

Film boyunca her çalışanın aynı hareketleri tekrar tekrar gerçekleştirmesi, aynı araçları kullanması ve yıllar boyunca aynı süreçleri sürdürmesi Hyejin Song’un zihninde farklı bir fikir oluşturuyor. Ona göre bu araçlar yalnızca mutfak ekipmanları değil; aynı zamanda zanaatin görünmeyen taşıyıcıları. Bu düşünceden hareketle tasarladığı Jiro isimli yayın projesi, dünyanın en ünlü suşi mutfaklarından birinin çalışma tezgâhını bir tasarım arşivine dönüştürüyor.

Ortaya çıkan çalışma, ilk bakışta bir yemek kitabı gibi görünse de aslında çok daha farklı bir yaklaşım sunuyor. Hyejin Song’un projesi tarifleri değil, araçları anlatıyor. Şefleri değil, onların çalışma düzenlerini görünür kılıyor. Yemekleri değil, o yemekleri mümkün kılan sistemleri inceliyor.

Bu yönüyle Jiro, gastronomi ile tasarım arasında kurulan oldukça özgün bir köprü olarak değerlendirilebilir.

Belgeseli izleyen birçok kişi Jiro Ono’nun mükemmeliyetçiliğine odaklanır. Ancak Hyejin Song, filmin asıl gücünün tekrarda saklı olduğunu düşünüyor. Her çalışanın belirli bir göreve sahip olması, aynı süreçleri her gün yeniden uygulaması ve bu tekrarlar aracılığıyla ustalaşması kitabın temel kavramsal çerçevesini oluşturuyor.

Tasarımcı bu fikri basılı bir yayına dönüştürürken filmin ritmini korumaya çalışıyor. Çünkü bir kitabın da tıpkı bir film gibi kendi zaman akışı bulunuyor. Sayfalar çevrildikçe yeni bilgiler ortaya çıkıyor, okuyucu belirli bir tempoda ilerliyor ve anlatı adım adım inşa ediliyor.

Bu nedenle kitap yalnızca bilgi sunmuyor; aynı zamanda bir deneyim tasarlıyor.

Yayın tasarımında kullanılan yapı iki temel bölüm üzerine kurulmuş. İlk bölüm çalışanları tanıtıyor. Büyük siyah formlar ve güçlü boşluk kullanımlarıyla oluşturulan bu sayfalar, araçların henüz kullanılmaya başlanmadığı sessiz bir hazırlık aşamasını temsil ediyor.

Ardından ikinci bölüm geliyor.

Bu noktada siyah formlar ortadan kalkıyor ve mutfak araçları görünür hale geliyor. Bıçaklar, fırçalar, ahşap yüzeyler, hazırlık ekipmanları ve suşi üretiminde kullanılan onlarca farklı nesne sayfalar boyunca sistematik bir şekilde sıralanıyor.

Bu geçiş aslında mutfaktaki hareketin başlamasını temsil ediyor.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri de araçların sunuluş biçimi. Hyejin Song, mutfak ekipmanlarını yalnızca belgelemiyor. Onları adeta bilimsel bir koleksiyonun parçaları gibi ele alıyor. Sayfalarda yer alan düzenler bazen bir entomoloji müzesindeki böcek koleksiyonlarını, bazen de bir doğa tarihi arşivini hatırlatıyor.

Her nesne özenle yerleştiriliyor.

Her araç belirli bir sistem içinde konumlandırılıyor.

Her detay dikkatle inceleniyor.

Bu yaklaşım sayesinde sıradan görünen mutfak ekipmanları yeni bir anlam kazanıyor. Bir bıçak yalnızca bir bıçak olmaktan çıkıyor. Bir fırça yalnızca bir mutfak aracı olmaktan uzaklaşıyor. Hepsi birer tasarım objesine dönüşüyor.

Aslında bu proje tasarım dünyasında sıkça karşılaşılan bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Bir nesneyi değerli kılan şey nedir?

Çoğu zaman tasarım yalnızca yeni şeyler üretmekle ilişkilendiriliyor. Oysa bazen tasarımın görevi var olan şeyleri yeniden görünür hale getirmektir. Hyejin Song’un yaptığı da tam olarak bu.

Göz önünde duran ancak fark edilmeyen araçları merkeze taşıyor.

Mutfaktaki görünmez kahramanları görünür hale getiriyor.

Bu yaklaşım özellikle editoryal tasarım açısından oldukça önemli. Çünkü başarılı yayın tasarımları yalnızca bilgi aktaran sistemler değildir. Aynı zamanda bakış açısı üreten yapılardır. Okuyucunun konuya farklı bir perspektiften yaklaşmasını sağlarlar.

Jiro projesi de okuyucuya yalnızca suşi kültürünü anlatmıyor. Aynı zamanda ustalık kavramını yeniden düşünmeye davet ediyor.

Bugün hızın ve verimliliğin sürekli öne çıkarıldığı bir dünyada Jiro Ono’nun mutfağı farklı bir değer sistemini temsil ediyor. Burada başarı daha hızlı olmakla değil, aynı işi yıllar boyunca daha iyi yapmakla ölçülüyor. Tekrar bir zorunluluk değil, gelişimin temel aracı olarak görülüyor.

Hyejin Song’un kitabı da bu felsefeyi tasarım diliyle yeniden üretiyor.

Sayfalar ilerledikçe okuyucu yalnızca araçları değil, aynı zamanda bir çalışma kültürünü de keşfediyor.

Belki de kitabın en güçlü yanı burada ortaya çıkıyor.

Bu çalışma aslında suşi hakkında değil.

Disiplin hakkında.

Detaylara verilen önem hakkında.

Tekrarın gücü hakkında.

Ve görünmeyen emeğin görünür hale getirilmesi hakkında.

Bu nedenle Jiro, yalnızca gastronomi meraklılarının değil; tasarımcıların, yayıncıların ve yaratıcı üretim süreçleriyle ilgilenen herkesin incelemesi gereken ilham verici bir proje olarak öne çıkıyor.

Blog ImageNur Oğuz